| Hint dinlerinde Karma'nın bir sebep sonuç kanunu olduğuna ve insanlara
yaptıklarının karşılığını verenin bu kanun olduğuna inanılır. Yani
bu kanunu belirleyen ve uygulayan bir Yaratıcı olduğu kabul edilmez.
Karma kanununun kendi kendine işlediğine inanılır. Örneğin hayır
kurumlarına bağışta bulunan bir insanın bu hareketinin sonucunun
diğer hayatındaki mutluluk olduğu kabul edilir. Oysa kuşkusuz, bunu
düzenleyen bir güç ve irade olmadan böyle metafizik bir kanun var
olamaz.
Karma felsefesinin insan aklına ve vicdanına en
aykırı olan yönlerinden biri de "bir ahlak kanununun kendiliğinden,
bir kanun uygulayıcı olmadan işlediğine" inanmalarıdır. Oysa insanların
kendi yaptıkları kanunları dahi uygulatan kurumlar ve merciler
bulunmaktadır. Örneğin, bir hırsızın dünyada alacağı karşılık
her ülkenin yasalarına göre belirlenmiştir. Ancak bu kanunlar
hiçbir zaman kendiliğinden işlemez, mutlaka bunları uygulatan
merciler, kurumlar, yetkili kişiler vardır. Sözgelimi bir insan
hırsızlık yaptığında o kanun doğal olarak işlemeye başlayarak
o hırsızı doğal olarak hapse koymaz. Bunun için polis, hakim,
savcı ve mahkemeler kanunları uygularlar. Örneğin hakimler kanunlara
göre adaletle hüküm verir ve suçlu kişi yaptığına karşılık gelen
cezayı alır.

O gün herkes kendi nefsi adına mücadele eder ve herkese yaptığının
karşığı eksiksiz olarak ödenir. Onlar zulme uğratılmazlar.
(Nahl Suresi, 111) |
Karmanın kendiliğinden işleyen bir kanun olduğunu
söylemek ise, bir ülkenin kanunlarının kendi kendine, hiçbir uygulatıcısı
olmadan işlediğini söylemekten çok daha mantıksızdır. Düşünün ki,
bu mantığa göre, dünyada bugüne kadar yaşamış olan milyarlarca insan,
dünya hayatında her ne yapıyorsa bunun tam karşılığı olan bir hayatı
elde edecektir. Peki öyle ise, bir insanın bu dünyadaki tavırlarını
kim gözlemleyecek, onun iyi mi kötü mü olduğuna kim karar verecek
ve buna göre onun bir sonraki hayatını şu anki hayatına göre kim
belirleyecektir? Ayrıca, eğer bir insanın gelecekteki hayatı bu
hayatına göre belirleniyorsa, bu hayatı belirleyen, tasarlayan,
o insan için bir kader belirleyen bir güç mutlaka var olmalıdır.
Ancak, Karma inancında böyle bir güce inanılmaz. Bu inançta "Karma
kanunu" dedikleri ne oduğu belli olmayan bir kavramın tüm bunları
kendi kendine düzenlediğine inanılır. Üstelik, hiçbir yaratma, karar
ve hüküm verme gücü olmayan bu kavramın insanlara adaletle davrandığına,
herkese yaptığının karşılığını tam olarak, eksiksiz, unutmadan ve
yanılmadan verdiğine inanılmaktadır. Bunlar akıl ve vicdan sahibi
insanların, biraz düşündüklerinde dahi mantıksızlığını hemen fark
edebilecekleri, son derece batıl bir iddiadır.
Diğer yandan, karmaya inanan insanların bir kısmı
da, daha önceki inançları doğrultusunda, karma kanununun Allah'ın
iradesi ile işlediğine inanırlar. Yani, bu insanların düşüncesine
göre, bir insanın bu dünyadaki karmasının iyi mi yoksa kötü mü olduğuna
Allah karar verir ve buna göre diğer hayatındaki koşullarını hazırlar.
Ancak bu insanların unuttuğu önemli bir gerçek vardır: Allah'ın
insanlar için seçtiği ve Kuran aracılığı ile bildirdiği dinde karma
inancı yoktur. Bu kitap boyunca da anlatıldığı gibi, karma, Kuran'da
yer almayan, İslam inancı ile çelişen birçok özelliğe sahip batıl
bir inanıştır. Dolayısıyla Allah'ın varlığına inanan insanların,
batıl inançların, hurafelerin peşinden gitmemeleri ya da Kuran ile
Karma arasında bir uzlaşı aramaya çalışmamaları, Allah'ın indirdiği
Kuran'a sıkı sıkıya sarılmaları gerekir.
İYİLİKLERİN KARŞILIĞINI VEREN, SONSUZ ADALET
SAHİBİ OLAN ALLAH'TIR
Allah'ın varlığına inanan, aklı ve vicdanı ile düşünen
her insan, insanlar arasında adaleti sağlayanın, her insana dünya
hayatı boyunca yaptıklarının karşılığını eksiksizce ödeyenin, karma
kanunu değil, herşeyi her an gören, herkesin en gizlisini bilen,
üstün ve güçlü, tüm evrenin hakimi olan Allah olduğunu bilir.
Allah birçok ayetinde iyiliklerin ve kötülüklerin
karşılığını, eksiksiz olarak verenin Kendisi olduğunu bildirmektedir:
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine
bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden
başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Enam
Suresi, 160)
Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik
yapanların ecrini kaybetmez. (Hud Suresi, 115)
.
Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte
bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz. (Yusuf Suresi, 90)
Allah her insanın yaptıklarının karşılığını hem dünyada
hem de ahirette en adil şekilde verir. Örneğin Allah iyilere karşı
mücadele ederek, onlara zorluk çıkaranları dünyada da ahirette de
cezalandıracağını bildirmektedir. Allah, sonsuz adaleti ile hem
kötülük yapanları cezalandırır, hem de iyilere kurdukları tuzakları
bozar, işlerini zorlaştırır, onlara sıkıntılı ve zor bir hayat yaşatır.
İyilik yapanları ise dünyada da korur, iyilerden kötülükleri uzak
tutar, zorlukları onlar için kolaylaştırır, onlara güzel bir hayat
vaad eder. Allah bu gerçeği Kuran ayetlerinde şöyle bildirmektedir:
Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih
bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız
ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.
(Nahl Suresi, 97)
Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa, ve en güzel olanı
doğrularsa, Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız. Kim de
cimrilik eder, kendini müstağni görürse, ve en güzel olanı yalan
sayarsa, Biz de ona en zorlu olanı kolaylaştıracağız. (Leyl Suresi,
5-10)
İyi ile kötünün dünya hayatı boyunca yaptıklarının
karşılığını tam olarak alacakları zaman ise hesap günüdür.
ALLAH'IN SONSUZ ADALETİ HESAP GÜNÜNDE TECELLİ
EDECEKTİR
Karma kanununa göre, her insan yaptığının karşılığını
bir sonraki hayatında alır. Örneğin, kötülük yapan bir insan bir
sonraki hayatında bir bitki olarak veya köle olarak doğar. İyilik
yapan, yardımda bulunan ise yeni hayatlarında zengin veya mevki
sahibi insanlar olurlar. Oysa daha önce de sözedildiği gibi, bu
hem iyiliklerin ve kötülüklerin tam karşılığı değildir, hem de insanlar
dünyaya defalarca gelmezler. Sadece bir kez dünyaya gelinir ve dünya
hayatından sonra ise sonsuza kadar sürecek olan ahiret hayatı, yani
insanın asıl hayatı vardır.
Her insan ölümünden sonra, hesap günü geldiğinde tekrar
diriltilecek ve dünya hayatında yaptıklarından sorgulanacaktır.
Bu sorgulama sırasında ise, hayatı boyunca her yaptığı, her konuştuğu
ve her düşündüğü tek tek önüne gelecek, eline verilen kitapta hiçbir
şey eksik bırakılmayacaktır. Hatta iman etmeyenlerin o gün önlerine
kitapları konulduğunda yaşayacakları şaşkınlık bir ayette şöyle
bildirilir:
(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların,
onda olanlardan dolayı dehşetle- korkuya kapıldıklarını görürsün.
Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp
her şeyi sayıp-döküyor?" Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır.
Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf Suresi, 49)
İnsanların tüm dünya hayatından sorgulandıkları bu
hesap gününde, hiçbir insan en küçük bir haksızlığa dahi uğratılmadan,
yaptıklarının karşılığını görecektir. Allah, bunu bir ayetinde şöyle
bildirir:
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız
da artık, hiç bir nefis hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal
tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak
biz yeteriz. (Enbiya Suresi, 47)
İYİLİK YAPANLAR CENNET İLE, KÖTÜLÜK YAPANLAR
İSE CEHENNEM İLE KARŞILIK BULURLAR

O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına
dair şahitlikte bulunacaklardır. O gün, Allah hak ettikleri
cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz
hak olduğunu bileceklerdir.
(Nur Suresi, 24-25)
|
Ölümlerinden sonra diriltilen insanlar, Allah'ın adaleti
ile sorgulandıktan sonra, sonsuza kadar kalacakları asıl mekanlarına,
cennet veya cehenneme sevkedileceklerdir. Her insanın yaptığı ile
karşılık bulabilmesi için cennet ve cehennem de derece derecedir.
Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar
olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde
ise, ne ölebilir, ne dirilebilir. Kim O'na iman edip salih amellerde
bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler
vardır. İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri
de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır." (Taha
Suresi, 74-76)
İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan
kendilerinden evvel gelip-geçmiş ümmetler içinde (azab) sözü üzerlerine
hak olmuş kimselerdir. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır. Her
biri için yaptıklarınızdan dolayı dereceler vardır; öyle ki amelleri
kendilerine eksiksizce ödensin ve onlar zulme de uğratılmazlar.
İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Siz
dünya hayatınızda bütün 'güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok
ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere
büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı,
bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız." (Ahkaf Suresi,
18-20)
Her insana, en küçük bir haksızlığa uğratmadan tüm
işlediklerinin tam karşılığını vermek ancak Allah'a mahsus bir özelliktir.
Allah'ın herşeyi gören ve bilen, bağışlayan, merhamet eden, hiçbir
şeyi unutmayan ve hiçbir zaman yanılmayan olması Allah'ın adaleti
ile tecelli eden özellikleridir.
ALLAH HERŞEYİ BİLEN, GÖREN VE İŞİTENDİR
Yeryüzünde hiçbir şey Allah'ın bilgisinden uzak kalmaz.
Buna, yere düşen tek bir yapraktan, bir insanın içinden geçirdiği
düşüncelere kadar herşey dahildir. Allah bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka
hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir,
O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir
tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık
bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)
Örneğin iki kişi aralarında gizli bir konuşma yaptıklarında
bunun sadece kendi aralarında kaldığını zannederler. Oysa, o anda
onların yanında Allah vardır. Onların en gizli konuşmalarını, her
türlü fısıltılarını Allah işitmekte ve bilmektedir. Ancak, Allah'ın
varlığından gafil olan insanlar, gizli konuşmalar sırasında kötülükleri
tasarlarken, bunların gizli kalacağını ve hiçbir zaman öğrenilmeyeceğini,
dolayısıyla bu kötülük planları yüzünden bir karşılık görmeyeceklerini
zannederler. Oysa Allah onları her an görmekte ve işitmektedir.
Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette Allah, onların gizli
tuttuklarını da, fısıldaştıklarını da biliyor. Gerçekten Allah,
gaybın bilgisine sahip olandır. (Tevbe Suresi, 78)
Herşeyi
bilen ve gören Allah, hesap gününde insanlara yaptıklarının karşılıklarını
verirken, onların gizli kaldığını sandıkları davranış ve düşüncelerini
de ortaya çıkaracaktır. Allah gizliden daha gizli olanları da
bildiğini bir ayetinde insanlara şöyle bildirmektedir:
Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın
altında olanların tümü O'nundur. Sözü açığa vursan da, (gizlesen
de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de
bilmektedir. (Taha Suresi, 6-7)
Hesap gününde, Allah'tan hiçbirşeyin gizli kalmayarak
ortaya çıkacağı ve Allah'ın herkese adaletle karşılığını vereceği
ise şöyle bildirilmektedir:
Dereceleri yükselten Arş'ın sahibi (Allah), 'toplanma
ve buluşma' günü ile uyarıp- korkutmak için, kendi emrinden olan
ruhu kullarından dilediğine indirir. O gün, orta yere çıkarlar.
Onlardan hiç bir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:)
"Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır."

Kendinden öncekini doğrulayıcı olarak sana Kitap'tan vahyettiğimiz
gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, elbette haber alandır,
görendir.
(Fatır Suresi, 31) |
Bugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık
görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı seri görendir.
(Mümin Suresi, 15-17)
Adaletle hüküm verilebilmesi için o insan ve olaylar
hakkında görülen ve görülmeyen tüm detayların bilinmesi gerekir.
Örneğin bir insanın o davranışı hangi niyetle yaptığı, kimsenin
görmediği yerlerde ve zamanlarda ne düşündüğü ve ne yaptığı gibi
herşey bilinmeli ve ona göre karar verilmelidir. Herşeyi bilen,
görülmeyeni gören ve duyan sadece Allah'tır. Bu nedenle ancak
Allah insanlar arasında adaletle hükmeder. Allah'ın Habir, yani
herşeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan olduğu
bir ayette şöyle bildirilir:
Ey İman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için
neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah,
yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr Suresi, 18)
Karma kanunu gibi, bir akla, şuura, güce sahip olmayan,
sadece insanlar tarafından isimlendirilerek "uydurulan" hayali
bir kanunun ise "gizlinin gizlisini bilme", "gizli fısıldaşmaları
duyma", gibi sadece Allah'a ait özelliklere sahip olmadığı açıktır.
Hatta, bu sadece insanların uydurarak isimlendirdikleri bir kavramdır
ve hiçbir güce ve herhangi bir özelliğe sahip olması beklenemez.
Bu son derece saçma ve akıl almaz bir iddiadır. Bu durumda herhangi
bir insanın kendi kendine bir kavram üretip, sonra bu kavramın
insanlar arasında adalet dağıtacağını, bu kavramın dünyada savaşlara
son vereceğini, bu kavramı her gün tekrar eden insanların bir
gün zengin olacağını iddia etmesi ile aynıdır. Bunlar tamamen
batıl inançlardır ve hiçbir tutarlı yönü bulunmamaktadır. Bir
yerde adalet olması için, o adaleti sağlayan bir irade olması
gerekir. Karma ise, sadece bir kelime, bir felsefedir. Biraz düşünüldüğünde
dahi, karma felsefesinin ne kadar akıl ve mantık dışı bir inanış
olduğu görülecektir.
ALLAH HİÇBİR ŞEYİ UNUTMAZ VE YANILMAZ
Allah insanlar arasında adaletle hükmederken hiçbir
olayı, hiç bir konuşmayı unutmaz ve hiçbir zaman hükmünde yanılmaz.
Zaten bunların tamamını yaratan Kendisi'dir. Ancak bazı sığ görüşlü
insanlar Allah'ın hiçbir şeyi unutmadığını bir türlü kavrayamazlar.
Bu insanlara Kuran'da verilen örneklerden biri Hz. Musa zamanında
yaşayan Firavun'dur. Hz. Musa, Allah'ın her insana doğru yolu gösterdiğini
söylediğinde Firavun büyük bir cahillik örneği sergileyerek, ilk
nesillerin durumunun ne olacağını sormuştur:
Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye
yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki
nesillerin durumu nedir öyleyse?"
Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin
katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." (Taha
Suresi, 50-52)
Allah'ın "şaşırmayan ve unutmayan" olması, Allah'ın
sonsuz adaleti ile birlikte tecelli eden özelliklerindendir. Örneğin
insan aciz ve unutkan bir varlık olduğu için bir dostunun yaptığı
iyiliği veya kötülüğü unutabilir. Ya da olayların detaylarını yanlış
veya eksik hatırlar. Bu ise, onun adaletle düşünmesini, doğru karar
vermesini çoğu zaman olumsuz yönde etkiler. Oysa Allah, Hafız'dır.
(Yapılan işleri bütün ayrıntılarına varıncaya kadar tutan). Örneğin
bir insanın ilkokula başladığı günkü her hali, her konuşması, yürüyüşü,
tavrı Allah katında tüm canlılığı ile, o günkü halinin tıpatıp aynısı
hazır ve canlı olarak bulunmaktadır. Hesap gününde de, Hz. İbrahim
döneminde yaşamış bir çiftçinin tarlasına ilk ekin ektiği günkü
hali Allah'ın hafızasında, aynı o günkü gibi canlı, fiilen yaşanıyor
olarak hazır bulunacaktır.
Kısacası Allah hiçbir şeyi unutmaz ve herşey, her
an hafızasında yaşanır. Bu nedenle her insanın dünya hayatında
tüm yapıp ettiklerinin karşılığını eksiksiz olarak verir. Karma
gibi hayali bir kavramın insanlara adalet dağıtmasını beklemek
ise akıl ve mantık dışı, batıl bir inançtan başka bir şey değildir.
Allah hak ile hükmeder. Oysa O'nu bırakıp
taptıkları hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah,
işitendir, görendir.
(Mümin Suresi, 20)
Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara
neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları (yaptıklarıyla
bir bir) saymıştır; onlar ise onu
unutmuşlardır. Allah, herşeye şahid olandır.
(Mücadele Suresi, 6)
|
ALLAH ÇOK MERHAMETLİ VE BAĞIŞLAYICIDIR
Kuran'ın birçok ayetinde Allah'ın merhameti, şefkati
ve kullarına karşı affedici olduğu bildirilir:
Görmedin mi, Allah, yerdekileri
ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi.
Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi,
65)
Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten
O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir. (Şuara Suresi, 9)
Kim kötülük işler veya nefsine
zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı
ve merhamet edici olarak bulur. (Nisa Suresi, 110)
Allah merhameti ve affediciliği ile, tevbe ettikleri
ve davranışlarını düzelttikleri takdirde kullarının günahlarını
bağışlar. Onların kötülüklerini iyiliklere çevirir ve dünya hayatı
boyunca onlara kendilerini düzeltmeleri için fırsat tanır. Allah
bir ayetinde eğer insanları günahlarından dolayı hemen cezalandırsaydı,
yeryüzünde tek bir canlı dahi kalmayacağını bildirmektedir. Ancak
Allah kullarına verdiği süreyle onları denemekte ve rızasını, rahmetini
ve cennetini kazanmaları için onların önüne sayısız fırsat çıkarmaktadır.
Bir ayette Allah'ın insanlara bunun için süre tanıdığı şöyle bildirilir:
Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya
çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiç bir şey
bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir.
Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne
alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)
Allah'a iman eden, Allah'ın adaletine ve merhametine
teslim olan her insan en küçük bir haksızlığa dahi uğratılmadan
ahirette yaptıklarının karşılığını tam olarak alacağını bilmenin
huzur ve güveni ile yaşar. Karma gibi kendilerine hak olan din dışında
kanunlar, kurallar, uygulamalar seçenler ise çok büyük bir yanılgı
içindedir. Kendileri yaratılmış, hiçbirşeyi yaratmaya güç yetiremeyen,
aciz varlıkların veya insanların kendileri isim vererek uydurdukları
ilahların, insanlar arasında adalet dağıtmaya, insanları tekrar
dirilterek onların yaşamlarını belirlemeye güçleri yoktur. İnsanların
tek yaratıcısı, tek hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır. Allah
bir ayetinde şöyle bildirir:
Allah'tan başka bir hakem mi arıyayım? Oysa O, size
Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitap verdiklerimiz,
bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler.
Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (Enam Suresi, 114)
|