Karma felsefesinde kadere iman yoktur. Oysa, her insan Allah'ın kendisi için yarattığı kadere tabidir ve kaderini değiştirmesi mümkün değildir.



Her insan, doğar, büyür, yaşar ve ölür. Ve ilk insandan günümüze kadar her insanın doğduğu andan itibaren yaşadığı ve yaşayacağı her olay kaderindedir. Kader, Allah'ın ilmidir. Hepimizin kaderini belirleyen herşeyin yaratıcısı, sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Rabbimiz'dir. Bu yüzden samimi olarak iman eden insanların gelecekten veya geçmişte yaşananlardan endişe duyması son derece gereksizdir. Allah salih kulları için herşeyi hayırla yaratmaktadır.

Karma inancının kader hakkındaki inancı da son derece sapkındır. Karmaya göre, bir insanın kaderi kendi elindedir. Dinler Tarihi isimli kitapta bu kader inancı şöyle açıklanmaktadır:

...Karma, kişinin iradesiyle yaptığı şeyi bunun sonucunu kapsar. Yapılanlar kişi için kaçınılmayacak bir sonuç getirir. Herkes böyle bir karmayı miras alır. Bunu diğer karma takip eder. Bu determinizm değildir. Çünkü kendi karması içinde herkes iyi veya kötü iş yapmakta hürdür. Kişinin kendi karması onu mecbur etmemektedir. Budist görüşe göre yeni karma için önemli olan davranış değil, iradedir. Karmanın semerelerini fail ya bu hayatta ya yeni doğumda, ya da daha sonraki doğumda görecektir.

Yukarıdaki açıklamada da görüldüğü gibi, Karma felsefesinde
kadere iman yoktur. Her insanın kendi kaderini kendisinin belirlediği gibi gerçekdışı bir fikre inanılır.
Karma'ya göre, örneğin Hintli bir insanın içinde bulunduğu kast ve hayat şekli tamamen kendisinin bir önceki hayatındaki tavrına bağlıdır. Yani bu insan bu hayattaki kaderini bir önceki hayatında kendi eliyle belirlemiştir.

Oysa gerçekte bir insanın kaderini belirleyen, her karşılaştığı olayı yaratan, bu olayları ve hayatını daha o insan doğmadan önce belirleyen Allah'tır. Hadid Suresi'nde insanın başına gelen herşeyin Allah'ın takdiri olduğu ve biz daha o olayı görmeden önce yaratıldığı şöyle bildirilir:

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)


KURAN'DA TARİF EDİLEN KADER KONUSU

Kader, Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları "tek bir an" içinde yaratmış olmasıdır. Bu da, Allah katında, evrenin yaratılış anından kıyamete kadar olan her olayın yaşanmış ve bitmiş olması demektir. Bizim için henüz yaşanmamış, "gelecek' olarak adlandırdığımız olaylar, aslında Allah katında geçmişimizle birlikte tek bir an içinde yaşanmıştır. Çünkü Allah, zamandan münezzehtir, yani zamana bağlı değildir. Zamana bağlı olan insandır. Dolayısıyla, Allah katında tek bir anda yaşanıp bitmiş olaylara bizim şahit olabilmemiz için, zaman geçmesi gerekmektedir. Sözgelimi, bizim bu sitedeki yazıları okumamız için bir zaman gerekir. Tek tek bölümlere girip okumamız için de bir zaman gerekir. Ancak Allah'ın bunun için zamana ihtiyacı yoktur. Allah, ezelden beri, daha bu internet sayfası yapılmadan, hatta bu sayfayı okuyanlar, okuyanların ataları dahi doğmadan önce, bu sitenin her sayfasını bilmektedir. Bu konu için şöyle bir örnek verebiliriz. Örneğin bir caddede yürüyen bir insanın caddenin diğer ucuna ulaşması ve caddenin ucunu görebilmesi için zamana ihtiyacı vardır. Ancak bu caddenin ve caddede yürümeye başlayan insanın kuşbakışı çekilmiş resmine bakan bir başka insan, caddenin başındaki insanı da, caddenin sonunu da aynı anda ve tek bir satıh üzerinde görebilir. Bunun için zamana ihtiyaç duymaz.

Bu gerçeğin kavranması son derece önemlidir. Çünkü bir insan her ne kadar hayatı boyunca yaptığı herşeyi kendi istek ve iradesi ile gerçekleştirebiliyormuş gibi hissetse de, gerçekte Allah'ın kendisi için önceden belirlediği kaderi izler. İnsanın hayatı bir video kasete kaydedilmiş bir film gibidir. Ancak insanın bu filmi ileri alarak gelecektekileri görme imkanı yoktur. Allah ise, bu filmin tamamını aynı anda görür ve bilir. Zaten bu filmi tüm detaylarıyla tespit etmiş ve yaratmış olan O'dur. Biz nasıl bir cetvelin başını, ortasını ve sonunu bir kerede görebiliyorsak, Allah bizim bağlı olduğumuz zamanı başından sonuna kadar tek bir an olarak sarıp kuşatmıştır. İnsanlar ise sadece zamanı gelince bu olayları yaşayıp, Allah'ın onlar için yarattığı kadere tanık olurlar.

Dünya üzerinde geçmişte yaşamış ve gelecekte yaşayacak olan insanların her anları, her halleri, anne rahmindeki cenin hallerinden ölümlerine, ilkokula kayıt oldukları günden saçlarında ilk beyaz telin oluştuğu saate kadar, her anları Allah katında belirlenmiş, yaşanmış ve görülmüştür. Bu, dünya üzerindeki bütün insanların kaderleri için bu şekildedir.


Bir caddede yürüyen bu iki kişi, köşeyi döndüklerinde ne ile karşılaşacaklarını bilemezler. Ancak köşeyi döndükleri zaman bunu öğrenebilirler. Caddeye kuş bakışı bakan bir göz ise, bu insanlar daha köşeyi dönmeden onların görecekleri arabaları, insanları, mağazaları görebilir.

Geçmiş ve geleceğin gerçekte Allah katında yaratılmış ve yaşanmış olarak saklı ve hazır olaylar olmaları ise bize çok önemli bir gerçeği gösterir: Her insan kayıtsız ve şartsız, istese de istemese de Allah'ın kendisi için belirlediği kaderine teslim olmuştur. İnsan nasıl geçmişini değiştiremezse, geleceğini de değiştiremez. Çünkü geçmişi gibi geleceği de yaşanmıştır; geleceğindeki tüm olaylar, ne zaman, nerede, ne yemek yiyeceği, kiminle ne konuşacağı, ne kadar para kazanacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, nihayetinde ne zaman, nasıl, nerede öleceği hepsi bellidir ve bunları değiştiremez. Çünkü bunlar zaten Allah katında, Allah'ın hafızasında yaşanmış olarak bulunmaktadır. Sadece bunların bilgisi henüz kendi hafızasında değildir.

Bu durumda bir insanın başına gelen olaylara üzülmesi, bunlara sıkılması, endişe duyması, korkması son derece gereksizdir ve akılcı değildir. Bu bir insanın, seyrettiği filmdeki olaylara üzülmesi, sanki olanları değiştirebilecekmiş gibi filmdeki karakterler için kaygılanmasına benzer.

Söz gelimi, hayatının dönüm noktası olarak gördüğü bir görüşmeye giderken, yolda kaza geçiren ve bu görüşmeyi kaçıran bir insan bir anda büyük bir ümitsizliğe düşer ve başına gelenleri bir şanssızlık olarak nitelendirir. Hatta, "keşke evden bir dakika geç çıksaydım da, başıma bunlar gelmeseydi" der. Oysa bu insan o anda boş yere yakınıp, endişelenmektedir. Çünkü, o kişinin o gün evden hangi saniyede çıkacağı, hangi yollardan, hangi araçları kullanarak buluşma yerine doğru gideceği, hangi araba ile ve hangi insan ile çarpışacağı, daha o insan doğmadan evvel Allah katında bellidir. Ve Allah her olayı olduğu gibi bu olayı da o insan için en hayırlısı ile yaratmıştır. İnsan Allah'ın olaylarda dilediği hayır ve hikmetleri her zaman görüp anlayamayabilir veya bir zaman sonra anlar. Ancak Allah'ı tanıyarak O'nu takdir edebilen ve O'na teslim olan bir insan, bunların her birinin büyük bir hayırla yaratıldığına emin olur.

Bu noktada şu konuyu da belirtmek gerekir ki, bunlar Allah katında sadece bir bilgi olarak bulunmazlar. Bu olayların hepsi, yaşandığı andaki canlılığı ile, hatta bizim bilemeyeceğimiz kadar canlı ve net olarak Allah katında yaşanmışlardır ve şu anda da yaşanmaya da devam etmektedirler. Örneğin Peygamberimize ilk vahyin geldiği an, Allah'ın Hz. Musa ile çalıdan konuştuğu an, Hz. İsa'nın eliyle dokunarak bir hastayı iyileştirdiği an, Hz. İbrahim'in kavminin taptığı putları kırdığı an, Hz. Yunus'un balığın karnında Allah'a dua ettiği an, Hz. Yusuf'un iftiraya uğradığı an, Hz. Eyup'ün hastalığı için Allah'a dua ettiği an, Hz. Lut'un melekleri ağırladığı an ve geçmişte yaşanmış bütün olaylar, Allah katında şu anda, en canlı ve en net halleriyle yaşanmaktadır. Allah'ın katında bu anların hepsi sonsuza kadar yaşanmaya devam edeceklerdir.


Çok önemli gördüğü işine geç kalan bir insanın, bundan dolayı üzüntü ve sıkıntı duyması son derece yersizdir. Çünkü yaşadığı her olay kaderindedir ve bunların hiçbirini değiştirmeye güç yetiremez.

Sonuç olarak, karşılaştığı bir olayı aksilik, terslik, şanssızlık gibi gören, bundan dolayı sinirlenen, endişelenen, üzülen insanlar kendi kendilerine zulmetmektedirler. Çünkü onlar hiçbir zaman değiştirmeye güç yetiremeyecekleri olaylar için kendilerini yıpratmakta, bunun için gerilim yaşamaktadırlar. Oysa, kaderi izlediğini bilen bir insan bu ilmin getirdiği rahatlığı ve huzuru yaşar. Çünkü kaderimizi yaratan Allah'tır ve Allah herşeyi en hayırlı, en güzel şekilde yaratır. Allah'ı tanıyan, O'nu seven ve O'nun adaletine ve merhametine güvenen bir insan, sonsuz akıl sahibi Allah'ın yarattıkları ve diledikleri dışında kendisine hiçbir şeyin isabet etmeyeceğini bilmenin sınırsız keyfini yaşar. Müminlerin, Allah katından kendilerine sadece hayır geleceğine iman ettikleri bir ayette şöyle bildirilmiştir:

(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)

Allah'tan kendilerine gelen herşeyin hayır olduğuna inanan insanların dünya hayatlarının sonunda aldıkları mükafat ise bu ayetin devamında şöyle bildirilmiştir:

Adn cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir. Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 31-32)

Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.
(Kamer Suresi, 49)


TEDBİR TAKDİRİ DEĞİŞTİRMEZ

İnsanların büyük bir bölümü, kader gerçeğini anlamazlıktan gelerek, "madem herşey kaderimizde, o zaman bizim birşey yapmamıza gerek yok" diyerek, kendi akıllarınca kadere imanı çıkmaz içinde göstermeye çalışırlar. Oysa, bu çok sığ bir düşüncedir. Ve bu kişiler bu sözleri de yine kaderlerinde olduğu için söylerler ve bunun da farkına varmazlar. Allah her insanın kaderini önceden belirlemiş ve Allah katında her insanın hayatı yaşanıp bitmiştir. Ancak, Allah dünya hayatında yarattığı imtihanın bir gereği olarak, insana herşeyi kendi iradesi ile yapıyor hissini verir. Örneğin kitap yazan bir insan, gerçekte Allah katında yazılmış, bitmiş, okuyacak kişiler tarafından okunmuş, bir kitabı yazar. Daha o insan neler yazacağını aklında toparlarken, o kitabın tüm satırları, paragraf başları, başlıkları, kapağındaki renkler ve resimler, kaç sayfa olacağı en ince detayına kadar, noktalama işaretlerine kadar Allah katında hazır olarak bulunmaktadır. Ancak insan bir kitabı yazarken Allah o insana kendisi yazıyormuş, kelimeleri, cümleleri kendisi düşünüp buluyormuş hissini verir. Bir insanın, "bu kitap zaten kaderde varsa yazılmıştır, benim birşey yapmama gerek yok" diyerek birşeyi yapmaktan vazgeçmesi son derece cahilce ve samimiyetsiz bir davranış olur.

Bu, kapının çaldığını duyan bir insanın, "dışarıdaki insanın kaderinde içeri girmek varsa, nasılsa içeri girecektir" diyerek kalkıp kapıyı açmaması gibi bir cahillik örneğidir. Sonuçta Allah her insanı olayları kendisi yapıyormuş hissi ile yaratır ve insan bu hisse uyarak her konuda elinden gelen çabayı ve gayreti gösterir. Örneğin bir kitabın yazılmasına karar verdiğinde, o konuda araştırma yapar, dikkatle düşünür, yazdıklarında titizlik gösterir, tekrar tekrar kontrol eder. Ama bu esnada kaderde hazır olan kitabı aşama aşama hazırlamaktadır ve her aşama da kaderde belli ve hazırdır. Kapının çaldığını duyduğunda da elindeki işi bırakır ve kapıyı açar. Ama bunların hepsi kaderinde belirlenmiş olaylardır. Allah ayetlerinde insanların yaptıkları fiilleri yaratanın ve o fiillerin asıl sahibinin Kendisi olduğunu şöyle bildirir:

Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 17)

"Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır." (Saffat Suresi, 96)

Eğer bir insan Kuran'da anlatılan bu gerçekleri yanlış anlayıp -veya kasten kendince kaderi sınamak için- çalan kapıyı açmaz veya yazması gereken kitabı yazmazsa, aslında bu da o insanın kaderindedir. Ya da bu insan, "kaderimde varsa iyileşirim" diyerek hastalığı için gereken ilaçları almayıp, sağlığına dikkat etmezse, böyle akılsız bir harekette bulunmak da o insanın kaderindedir. Aynı şekilde kader gerçeğini inkar eden bir insan da kaderinde olduğu için inkar etmektedir.

O halde akıl ve vicdan sahibi her insan, Allah'ın imtihanının bir gereği olarak kendisine verdiği bu hisse uygun olarak her konuda elinden gelen çabayı göstermeli, ancak tüm çabasının ve elde ettiği sonuçların da Allah katında önceden yaşanmış, görülmüş ve sonuçlanmış olaylar olduğunu bilmelidir. Allah Kuran'da Hz. Yakup'un oğullarına tavsiyesini insanlara bu konuda örnek olarak vermiştir:

Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiç bir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (Yusuf Suresi, 67)

Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Hz. Yakup oğullarına güvenlikleri için bir tedbir almalarını öğütlemekte, ancak hemen arkasından bu tedbirin Allah'ın dilediği olayın gerçekleşmesini engellemeyeceğini hatırlatmaktadır. Aslında Hz. Yakup'un bu öğüdü, oğullarının bu öğüde uymaları ve bunun sonucunda karşılaşacakları olayların tamamı da Allah katında önceden yaşanmış olaylardır. Bir sonraki ayette ise alınan tedbirin Allah'ın takdirini değiştirmediği şöyle bildirilir:

Babalarının kendilerine emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf Suresi, 68)

Ayette de bildirildiği gibi, insan Allah'tan gelecek hiçbir şeyi engelleme gücüne sahip değildir. Ancak ibadet olarak, Allah'ın hoşnutluğunu arayarak aldığı önlemleri Allah vesile ederek, o insanı en hayırlı sonuca ulaştırır.

Sonuç olarak Allah'a ve Allah'ın yarattığı kadere teslim olmuş bir insan ile bu gerçeği kavrayamayan bir insan arasındaki fark şudur: teslimiyetli olan insan, kendi yaptığı hissini yaşamasına rağmen, bunların tümünü Allah'ın dilemesi ile yaptığını bilir. Diğeri ise, her yaptığını kendi aklı ve gücü ile yaptığını zannederek yanılır. Gerçek olan ise Allah'ın bir ayetinde bildirdiği gibi, "Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir". (Ahzab Suresi, 38)