İnsanlar, karma inancında mutluluk ve huzur bulamazlar. Çünkü gerçek mutluluğun ve kesintisiz huzurun kaynağı yalnızca Allah'a ve Allah'ın yarattığı kadere teslim olmaktır.



Daha öncede vurguladığınız gibi, insanların karma gibi felsefelere ilgi duymalarının nedeni, yaşantılarındaki sıkıntılardan, huzursuzluklardan, mutsuzluklardan kurtulma isteğidir. Birçok insan bunun için kendince bazı yollar ve yöntemler dener. Oysa, gerçek mutluluğun ve huzurun tek kaynağı insanın kendisini yoktan vareden, kendisine hiçlikken bir can veren, sayısız nimetle rızıklandıran, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi, sonsuz adaletli, iyiliğin karşılığını iyilik olarak veren, koruyucu ve esirgeyici, herşeyi hayır ve adaletle yaratan Allah'a teslim olması, O'nun sınırlarını koruması ve hayatının her anında O'nun rızasını aramasıdır.

Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
(Casiye Suresi, 30)

Allah, tüm evrendeki canlı ve cansız her varlığın tek Hakimi, tek Yaratıcısı'dır ve tüm evrendeki tek Güç'tür. Tüm güçler, tüm ordular, insanlar, gruplar Allah'a aittir ve kabul etseler de etmeseler de tamamı Allah'a boyun eğmiştir. Allah bir ayetinde bu gerçeği şöyle bildirir:

Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler. (Al-i İmran Suresi, 83)

Tüm evrenin tek hakimi olan Allah'a teslim olan, O'nu kendisine tek vekil ve tek dost olarak edinen, O'na gönülden bir sevgi, itaat ve saygı dolu bir korku ile boyun eğen her insan, tüm evrendeki ve tüm zamanlardaki "en sağlam kulba yapışmıştır".

Rabbimizin yüceliği ve üstünlüğü bir ayette şöyle bildirilmiştir:

Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp- kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)

Kuran'da Allah'ın büyüklüğünün ve yüceliğinin anlatıldığı bu ayetten sonra insanın Allah'a yöneldiğinde "kopması olmayan bir kulba" yapıştığı şöyle bildirilir:

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.

Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 256-257)

İnsanların büyük bir bölümü bu gerçeğin farkında olmadıkları için kendilerine, gerçekte hiçbirşeye güç yetiremeyen, kendileri de aciz olan varlıkları veliler, dostlar edinir, bu varlıklara dayanıp güvenirler. Bu ise ömür boyu çeşitli nedenlerden dolayı korku ve endişe içinde yaşamalarına, kendilerini güvende hissetmemelerine neden olur.

Örneğin, bir insan düşünelim. Bu insan hukuki bir problem yaşadığında kendisini savunması için bir avukat tutacaktır. Avukatı tüm hukuki konuları kendisinden çok iyi bildiği için ona güvenecek ve vekaletini bu kişiye verecektir. Avukatının niteliklerine güvendiği ve ondan emin olduğu sürece, davası ile ilgili konularda içi rahat edecektir. Oysa hukuki konularda bilgi sahibi olmadığı için, bir avukata güvenmeyip, böyle bir sorumluluğu kendisi üstlenirse gereksiz yere büyük bir sıkıntı ve zorlukla karşılaşacaktır. Veya hasta bir insan, kendisini doktoruna büyük bir iç rahatlığı ile emanet eder. Doktoru ne derse yapar, sözünü dinler. Doktorunun işinde ehil olduğuna güvendiği sürece kendisi başka bir ilaç veya tedavi arayışı içinde olmaz. Bunlar bir insanın başka bir insana niteliklerinden dolayı duyduğu teslimiyet ve güven duygusunun birer örneğidir. İnsanın güvendiği bir varlığa olan teslimiyeti büyük bir huzur, rahatlık ve güven kaynağıdır. Allah'a olan güven ve teslimiyet ise, buradaki örneklerle kıyaslanmayacak kadar büyük ve önemlidir.

Allah'a teslim olan bir insan, hayatı boyunca O'nun karşısına çıkardığı her olaydan, her görüntüden, her konuşmadan razı olur. Hiçbir olay karşısında "bu nereden çıktı?" demez, başına gelen bir sıkıntının ardından ağzından "keşke" kelimesi çıkmaz. Çünkü başına gelen her olayı, teslim olarak güvendiği, adaletinden, merhamet ve şefkatinden emin olduğu Rabbimizin yarattığını bilir. Allah'a teslimiyet, insanların hidayetlerine vesile olan çok önemli bir konudur. Bazı Kuran ayetlerinde teslimiyetin önemi şöyle açıklanır:

Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)

Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a varır. (Lokman Suresi, 22)

Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112)

Allah'a teslim olmayıp kendi akıllarına güvenen ve kendilerini Allah'tan bağımsız, müstakil varlıklar olarak görenler ise, hayatları boyunca sıkıntı ve azap içinde yaşarlar. Bu nedenle de bir istekleri gerçekleşmediğinde hemen ümitsizliğe kapılır ve mutsuz olurlar. Oysa, Allah'ın herşeyi kaderde en hayırlısı ile yaratan olduğunu bilseler, kendilerinin bilmediğini Allah'ın bildiğini düşünseler, hiçbir olay onlarda üzüntü ve sıkıntı meydana getirmez. Örneğin gideceği yere geç kalan veya hiç ulaşamayan bir insan, bunun sıkıntısını günlerce yaşar. Allah'a teslim olan bir insan ise, "Demek ki gitmemekte bir hayır varmış. Allah benim için en hayırlısını dilemiştir" diyerek en küçük bir sıkıntı hissetmez. Böyle insanlar için dünyada da ahirette de hüzün ve korku olmayacağını Allah ayetlerinde şöyle bildirir:

Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. İşte onlar, cennet halkıdır; yaptıklarına karşılık olmak üzere, içinde ebedi olarak kalacaklardır. (Ahkaf Suresi, 13-14)

Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112)

Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Yunus Suresi, 62-64)


ALLAH İYİLİK YAPANLARI GÜZEL BİR HAYATLA YAŞATIR

Allah'a ve kadere teslimiyetin insanlara kazandıracağı huzur ve mutluluğun yanında, Allah iman edenleri ve güzel davranışlarda bulunanları dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını bildirmektedir:


Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir.
(Necm Suresi, 31)

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)

. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)

Bu hayatın içinde birçok güzellikler bulunmaktadır. Örneğin güzel bir hayat için insanın güveneceği, gerçek sevgi ve yakınlığı yaşayacağı dostlarının olması gerekir. Allah, samimi olarak iman eden kullarını yine kendileri gibi güvenilir, temiz, Allah'ın dostu olan müminlerle destekler. Bu nedenle Müslüman hiçbir zaman yalnız kalmaz. Daima yanında çok sevdiği, saygı duyduğu, kendi nefsinden üstün tuttuğu, güvendiği mümin kardeşleri olur, ki bu Allah'ın bir Müslümana verdiği en güzel nimetlerden biridir.

Cahiliye insanlarının, yani Kuran ahlakı dışında bir ahlak yaşayan insanların, en büyük sıkıntılarından biri aklına ve samimiyetine güvenebilecekleri, her koşulda kendilerine yardımcı, destek olacak, çıkar için değil, samimi duygularla dost olacak yakın bir kimse bulamamalarıdır. Bu gibi kişilerin arasındaki dostluk ilişkilerinde mutlaka çıkara dayalı bir taraf bulunur. Kişi maddi veya manevi bir güçlük içine girse, yanında kimseyi bulamayabilir. Ancak Müslümanların dostluğunda bu asla olmaz. Müslümanlar, kendileri aç olsalar veya ihtiyaç içinde olsalar dahi, diğer Müslümanların yemesini veya ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak kadar üstün bir ahlak sahibidirler. Allah müminlerin bu güzel ahlakını bir ayetinde şöyle bildirir:

Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Bir mümin Allah'ın anılmadığı, insanların kadere isyan ettikleri, boş konuşmaların olduğu ortamlardan hoşlanmaz. Bu nedenle Allah müminleri birbirleri ile destekler. Onlar daima Allah'ı anar, Allah'ın yarattığı güzelliklerden zevk ve neşe içinde bahsederler. Her konuştuklarında bir hikmet, neşe, akıl ve güzellik olur. Bu konuşmalarda kimsenin içi sıkılmaz, karamsarlık, ümitsizlik, çözümsüzlük asla olmaz. Aksine hep müjde verici, dinleyenin içini aydınlatan, ufkunu genişleten, sınırsız düşünmesine vesile olan, ferahlık veren konuşmalar olur. Kimse kimseyi incitmez, iğneleyici konuşmaz, kıskançlık yapmaz, alay etmez. Gerçek dostluk, neşe ve sevgi yaşanır.

Güzel bir hayatın bir diğer özelliği ise, temiz, sağlıklı, rahat ortamlarda yaşamaktır. Müslümanlar, daima en temiz, en sağlıklı olanı tercih ederler. Cahiliye insanlarının bulundukları ortamlar ise genel olarak kirli, dağınık, iç karartıcıdır. Eğlenmek için dahi izbe, karanlık, dumanlı yerleri tercih ederler. Oysa, insanın ruhu cennetteki temizlikten ve güzellikten zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Allah müminlere refah ve bolluk da verir. Kuran'da Hz. Muhammed, Hz. Süleyman, Hz. Yusuf, Hz. İbrahim kendilerine bolluk ve mülk verilen peygamberlerdir. Örneğin Allah Hz. Muhammed'e "Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?" (Duha Suresi, 8) diyerek onu zengin ettiğini bildirmektedir. Allah Hz. Yusuf'a Mısır'ın hazinelerinin idaresini vermiştir. Hz. Süleyman ise Allah'a kimsenin erişemediği bir zenginliğe sahip olmak için dua etmiştir ve Allah duasını kabul etmiştir.

Allah salih müminleri kendi fazlı ile zengin edeceğini bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

.Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. (Nur Suresi, 32)


Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.
(Bakara Suresi, 112)

Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasibleri vardır...
(Bakara Suresi, 201-202)

Allah müminleri bir lütufta bulunarak zengin kılar, ancak müminler, hiçbir zaman dünya nimetlerinin peşinde koşmazlar. Onların tek istekleri Allah'ın rızasına, rahmetine ve sonsuz nimetlerle bezenmiş cennetine kavuşmaktır. Bu nedenle de Allah'ın kendilerine verdiği nimetleri ve zenginliği yine Allah rızası için en hayırlı şekilde harcarlar. Hem israf etmez, hem ihtiyacı olanları korur ve bu nimetlerden yararlandırır, hem de Kuran ahlakının yayılması için güçlerinin yettiğinin en fazlasıyla çaba gösterirler.

Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar
akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş
ve mutluluk' budur.
(Tevbe Suresi, 89)

İnkar edenler ise, iman edenlerin tam aksine, büyük bir sıkıntı ve azap içinde yaşayacaklardır. Bu insanlar zengin olsalar veya dünyevi anlamda istedikleri herşeye sahip olsalar da, Allah onların kalplerine sıkıntı vereceğini bildirir:


Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur.
İşte büyük 'kurtuluş ve
mutluluk' budur.
(Yunus Suresi, 64)

Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)

Allah bir başka ayetinde ise, Kendisine uyanların mutlu olacaklarını ve diğerlerinin ise sıkıntılı bir hayat yaşayacaklarını şöyle bildirir:

Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Taha Suresi, 123-124)

Bir insanın hem dünyada hem de ahirette güzel bir hayat yaşamasının tek yolu Allah'ı sevmesi, O'ndan korkup sakınması, O'nu dost edinmesi ve O'nun Kuran'la bildirdiği sınırları korumasıdır. Karma gibi Kuran'ın dışındaki inançlar her ne kadar içlerinde bazı doğru mesajlar taşısalar da insanların mutlulukları ve güzel bir hayat yaşamaları için gerçek çözüm olamazlar. Allah insanları sıkıntıdan kurtaranın Kendisi olduğunu bildirmektedir:

De ki: "Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır..." (Enam Suresi, 64)